Nevruz ; Avrasya'nın Ortak Bayramı

Çarşamba, Mart 19, 2008 tarihinde yazıldı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya'nın ,Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun,Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.

Nevruz Nedir? diyecek olursak bilinenin, daha doğrusu kabullendirilmeye çalışılanın aksine Newroz değil, Nevruz'dur. Sonra Nevruz bir etnik unsurun değil, Avrasyanın ortak bayramıdır, baharın gelişini simgeler. Kelime anlamı "yeni gün" manasına gelir.
Tekrar tekrar Kutlu Olsun, güzellikler getirsin!



Atatürk'ün huzurunda Ankara'da yapılan bir Nevruz Töreni - 21 Mart 1922

Evet, bu yazıda Nevruz'un anlamından saptırılmasına karşı durmak adına bir adım da ben atmak istedim.
Nevruz.gen.tr sitesinde detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz

Sitede Nevruz şöyle anlatılıyor;

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı.

Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.
   

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Çünkü insan vücudu, baharda uyarıldığı kadar kışta uyarılmaz. İç karartıcı, yeknesak günlerin ardından doğan hareketli, pırıl pırıl güneşli, kuş ve hayvan sesleriyle kurulmuş îlahî orkestranın musikisi insan hayatını canlandırır. Ayrıca ortaya çıkan rengârenk tablo kıştan bahara geçişi ne de güzel tasvir eder: "Bir yanda her tarafı kaplayan soluk, mat ve daha çok beyazın hakim olduğu renkler, diğer yanda yeşilin değişik tonları arasında baş veren binbir renk cümbüşü... Birisi hareketsiz, şekilsiz; diğeri kıpır kıpır, şekil şekil, çiçek çiçek... Kış, sağır ve dilsiz; ilkyaz duygulu, coşkulu, kulaklara fısıldadığı nağmelerle cazibeli... Birinde tabiat hayat dolu, diğerinde donmuş, yeniden doğmak üzere uyuşmuş kalmış...


Türkmenistan'da Nevruz şenliği

Genellikle Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı "Noel Bayramı" bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem "çam ağacı" motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:

"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"

Bu sözler Türk'ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğundan bahsetmiştik. İşte millî bir bayram olan Nevruz da Müslüman olan ya da olmayan çeşitli Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde, ama aynı ruhla hâlâ kutlanmakta. Bu bayram İslâmiyet'i kabul etmiş olan ilk Müslüman konar göçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet'le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikâl etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.

Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı etnik gruplarda farklı bir muhtevaya ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiştir. Eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.

Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig'e, Kaşgarlı Mahmud'dan Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetnâme'sinden Melikşah'ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk'ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev'î Efendi, Nef'î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa'nın; büyük Azeri şairi Şehriyar'ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu'nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.

Ayrıca Nevruz'un Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü'mîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır.

Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.

1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram" olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye'de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.

Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya'nın ,Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun,Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.

Konuya dair bilgiler ve diğer detaylar için
http://www.nevruz.gen.tr sitesine bakabilirsiniz.

18 Mart Çanakkale Zaferi

Pazartesi, Mart 17, 2008 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bir Destandır Çanakkale!
Çanakkale Şehitlerine...

Şehitlerimizi, verilen mücadeleyi, akan kanı, ve bu uğurda feda edilenleri... Unutmadık, Unutturmayacağız!
Ruhları şad, mekanları cennet olsun!























(Resimler Hafif.Org sitesinden alınmıştır.)

Herkesçe malum, ülkemiz son sürat 22 Temmuz'daki seçimlere hazırlanıyor. Bütün gündemler, gelişmeler bu seçim üzerine ve hesaplar her dakika değişiyor...

 

Ancak gerek takip ettiğim yayınlar, gerek medya, gerek gözlemlediklerim üzerine bu seçimlerden de yine umudum yok. Ülkemizde siyaset o kadar anlamsız hale getirildi ki artık seçim haberleri gördüğümde kusacak kadar tiksiniyorum... Neden mi? Buyrun biraz içimizi dökelim:

 

"Siyaset nedir, ne için yapılır" diye soruyorum kendime ve her defa birkaç yanıtım oluyor kendimce. Ancak burda anahtar şey her zaman bahsettiğim "samimiyet" olsa gerek. Ülkemizde siyasetin,  gerçek anlamı ve amaçlarından kesinlikle cok ama cok farklı olduğu su götürmez bir gerçek... (malesef) Türkiye'de siyaset ya rant için, ya makam-mevki için ya ahbapları,eşi, dostu zengin etmek, birilerine çıkar sağlamak için vs (bunları saymakla bitmez) amaçlarla yapılıyor. Bu durumda siyaset çıkarlara ulaşmak için çok güzel bir araç oluyor. Nasıl mı?

 

Temiz ve saf, büyük bir kısmı da cahil olah halkımızın duygularını, inançlarını sömürmek o kadar kolay ki... Siyasetçilerin kimisi müslümanlık üzerinden oy peşine düşüyor, kimisi demokrasi üzerinden, kimisi de etnik unsurlardan faydalanmak derken bir şekilde gemilerini yürütüyorlar. Bu böyle giderken altta kalanın canı çıksın diyen bir zihniyet amaçlarına ulaşmak için her şeyi reva görmeye başlıyor...

 

En son dün akşam haberleri izlediğimde utandım...Neden mi? Ülkemizde ne kadar çok SATILIK olduğunu görmek beni ziyadesiyle üzdü. Satılık insanlar, satılık bir medya, satın alınan anketler/seçim yoklamaları, satın alınan oylar... velhasıl herşeyin ve herkesin bu kadar ikiyüzlü olmasına o kadar acıdım ki.. Ülkemin yıllardır -ve bundan sonraki yıllarca da- böyle adamlar tarafından yönetiliyor/yönetilecek olması, neden bu hale geldik? sorusunun en güzel cevabı olsa gerek.

 

Tiksiniyorum, hepinizden utanıyorum!. Devletime ve milletime ne kadar bağlı olduğumu cümle alem bilir. Ama şehitlerimize "KELLE" diyen, Bölücübaşı bir ite "SAYIN" diyen, her gün ana kuzularımızın şehit olmasına sessiz kalan, bölücü unsurlara taviz üstüne taviz veren, insanlarımızın duygularını ve inançlarını sömüren, külhanbeyi gibi davranan, bu milletin yıllardır emeğinden, vergilerinden, dişinden tırnağından kazandıklarından yapılan devlet kurumlarını "Keş paraya ne varsa satarım" diyen, ülkemin insanlarının işsizliği sürekli artığı halde "işsizlik azalıyor" diye göz boyayan, Türklüğü Milli bir anlayış yerine ırkçlık olarak algılayan ve öyle gösterilmesini sağlayan, oy için devletin kaynaklarını babasının malları gibi dağıtan, oğullarını ve yakınlarını bir anda ne hikmetse, gökten iner gibi gemiler, fabrikalar sahibi yapan ve yaptıran... ve hatta hiç utanmadan bir de magdur ve mazlum görüntüsü vermek adına türlü oyunlara girişen ve bunu da gayet iyi başaran...(Bunları saymakla bitiremem ama prensip gereği yazımı uzun tutmak istemiyorum) vs bir zihniyet tarafından yönetilmek, benim ve milletimin hak ettiği bir olay değildir, asla olamaz da. Ayetler ve Hadisler de "Kavimler layık oldukları şekilde yönetilirler" diyor. Gayet açık, bunları başımıza getiren bizleriz. Kendi ellerimizle seçtik (Ben bunlara oy vermedim şükür, ama milletimden bagımsız bir birey degilim)

 

Bu sömürü bir yadan tıkır tıkır işlerken diğer gruplar da bunlardan çok geri kalmıyor malesef. Herkes bu milletin sömürecek bir yanını bulmuş, bindirmişler gidiyorlar. Hepsini yazmak isterdim ama şu an en çok etkileyen bu olduğu için -yetkili olmalarına mütevellit- bunları yazmakta karar kıldım. Seçim meydanlarına baktıgımda hepsi ayrı trajedi...Kahroluyorum, üzülüyorum, ama malesef tek bir oydan başka bir gücüm yok- en azından şu an için-

 

Allah sizleri ıslah etsin, ülkemizi sizlerin ve sizin gibilerin elinden en kısa zamanda kurtarsın. Bu ülke sizlerden ve sizin gibilerden çok daha iyisini hakediyor...

 

Doluyum, hem de çok fazla, ancak burda noktalamak istiyorum. Insallah bu seçimler -hiç umudum olmasa da- kim kazanırsa kazansın; ülkemize hayırlar getirmesine vesile olur. Bu ülkenin kaybedecek zamanı yok, daha fazla yolunacak tüyü de...

 

Not: Tüm İslam aleminin Kandilini kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.

 

Yeni bloguma ve yeni yazılarıma artık www.ferhataslan.com ve http://atasagun.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz...




Creative Commons License
Bu sitenin hakları Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 License ile korunmaktadır.

spamtest